Son yıllarda Türk halkının kafasında iki ses var: biri “her şey çok pahalı, nasıl düzelecek?” diyor; diğeri “veriler fena değil, biraz nefes alıyoruz” diye fısıldıyor. Tam da burada, vitrindeki rakamlarla mutfaktaki gerçeklerin çarpıştığı zemini konuşmak gerekiyor. TÜİK verilerine göre enflasyon düşüyor ama hâlâ yüksek.
Temmuz 2025’te yıllık oran %33,52’ye geriledi; geçen kıştaki seviyelerin altında olması sevindirici, fakat etiketlerdeki atalet ve kur geçişkenliği yüzünden bu düşüş hane halkları tarafından hissedilmiyor. Bu yüzden gündelik hayatımızda hayat pahalılığı algısı inatla sürüyor; rakamlar yumuşasa da pazardaki torba aynı paraya dolmuyor. Kısacası “batış” ile “şahlanış” arasındaki gri bölgede yaşıyoruz: verilerden umut devşiriyoruz, mutfakta fren izleri görüyoruz. Bu ikili tabloyu inkâr etmeden okumak ne aşırı kötümser ne de aşırı iyimser olmak, bence bugünlerin en gerçekçi tutumu. Kaynaklara bakınca tabloyu daha iyi görüyoruz. TÜİK’in son bültenleri ve piyasa göstergeleri bunu doğruluyor.
Büyüme Verileri: Kağıt Üstünde Parlak, Zeminde Çatlaklar
İkinci çeyrek büyümesi %4,8 geldi. “Beklentileri aştı” demek abartı sayılmaz. Toplam resme ağırlık katan sanayi ve imalat tarafında ivme var; ihracata koşan alt sektörler de bu ivmelenişi destekliyor. Ama bu hikâyenin tamamı değil. Üretimdeki artışın nitelik tarafı daha kritik…
Savunma ve havacılıktaki atılımın dış satıma güçlü katkı verdiği açık; temmuzda sektör ihracatındaki sıçrama bunu ispatlıyor. Öte yandan iç talep ile kamu desteklerinin büyümede ne kadar payı olduğu, önümüzdeki dönemde hükümetin karşına çıkacak büyük bir sınav. Şöyle diyeyim: ekonomik büyüme rakamı güzel, ama “sürdürülebilir mi?” sorusu masada keskin bir bıçak gibi duruyor. Dış pazarlarda rekabet gücümüz artarken ihracat rakamları içinde yüksek teknoloji payının kalıcı olarak yükselmesi gerekiyor; aksi takdirde kur ve maliyet şoklarında ivme çabuk sönüyor. TÜİK’in büyüme verisi, Hürriyet Daily News ve sektör açıklamaları da bu çerçeveyi destekliyor. Teknolojiye olan desteği artırmazsak bu ivmelenmenin anlamı olmayacak.
Kur, Faiz ve Siyasetin Gölgesi: İpler Nerede Geriliyor?
Ekonomik büyümeyi irdeleyen bir yazıda kur-faiz ikilisine yer ayırmazsak analiz eksik kalır. Yıl boyunca döviz Kuru dalgalanması lirayı zayıf tarafta tuttu; 2025 boyunca dolar/TL’de kademeli artış gördük. Bu, ithal girdi yoğun üretimde maliyet kanalını sürekli açık tutuyor. Para politikasında ise yaz aylarında belirgin bir yumuşama adımı geldi: Merkez Bankası, Temmuz toplantısında politika faizini 300 baz puan indirerek %43’e çekti. Ama önümüzde 11 Eylül’deki PPK toplantısı var; piyasalar kararın tonunu ve iletişimini mercek altına alacak.
“Enflasyon yavaşlıyor” argümanı indirimi teşvik ederken, “beklentileri karşılama” ihtiyacı frene basmayı gerektirir. Yani faiz politikası da hassas bir noktada… Eğer kur istikrarı ve beklentiler uyumu sağlanamazsa, kısa vadeli rahatlamalar uzun vadede pahalıya patlayabilir. Bu yüzden metin tonları, önden yüklemeli rehberlik ve rezerv yönetimi, kararın kendisi kadar kıymetli.
İstihdam Cephesi: Sessiz Çelişki
“Ekonomi büyüyor, peki işsizlik?” sorusu her sohbetin zor sorusu. Resmî ölçümlere göre işsizlik oranları Temmuz 2025’te %8,0 seviyesinde. Bu, kağıt üzerinde olumlu. Ancak sahadaki hissiyatta bir “iş var ama ücretler yetersiz, alım gücü eriyor” duygusu baskın; iş gücü katılımı, genç ve kadın istihdamı, kayıt dışılık gibi başlıklar bu algıyı şekillendiriyor.
Çözüm reçetesi sıralamayacağım; sadece olguyu not düşeceğim: Ücret artışları ile verimlilik artışları arasındaki makas kapanmadan, enflasyon düşmeden ve kur oynaklığı azalmadan hane halkının refah hissi kalıcı biçimde iyileşmeyecek. Dolayısıyla “büyüme var ama hissetmiyoruz” paradoksu uzun bir süre daha bizimle olabilir. Bu durum, verinin yalan söylediği anlamına gelmiyor; aksine veri, esnek/kısmi istihdam ile sektörler arası dengesizliklerin üstünü örtmeye meyilli olabiliyor. O yüzden her açıklamayı mikro hikâyelerle birlikte okumak şart. TÜİK’in son seti bu görüntüyü veriyor.
Kamu Yatırımları Ve Mega Projeler: Vitrin Mi, Kaldıraç Mı?
Devletin büyük projeleri ekonomide iki uca birden dokunuyor: kısa vadede talep ve istihdam yaratıyor, uzun vadede verimlilik ve lojistik ağları güçlendiriyor. Ama finansman maliyeti ve döviz cinsi yükümlülükler nedeniyle bütçeye baskı da yaratabiliyor. Bu ikilemi net görmek için artı-eksi listesini hızlıca not düşelim:
- Şoklara dayanıklı altyapı, bölgesel kalkınma ve özel sektör yatırımları için “koordinat sistemi” sağlar.
- Yan sanayiyi büyüterek teknoloji transferi ve yerelleşme fırsatı yaratır.
- Turizm, savunma, lojistik gibi odak alanlarda dış satıma dolaylı katkı sunar.
- Ancak yüksek dış finansman ihtiyacı, kur oynaklığında borç servis yükünü artırır.
- Bütçe imkânlarını sıktığında sosyal politikalara alan daraltabilir.
Bugün geldiğimiz noktada doğru sorular şunlar: Seçici miyiz? Gölge fiyat analizleri şeffaf mı? Net toplumsal getiri hangi vadede oluşuyor? Cevaplar “kaldıraç etkisinin sürdürülebilir olup olmadığını belirleyecek. Savunma ve havacılık gibi stratejik dikeylerde ihracat performansı, şimdilik sürecin olumlu yüzünü gösteriyor.
Dış Denge Ve Cari Açık: İnce Bir İpte Yürümek
Ekonominin durumunu anlamak için kulak vermemiz gereken nokta ise dış dengenin kırılgan ritmi. Haziran 2025’te cari denge yeniden açık verdi; yılın ilk yarısında enerji ve altın hariç iyileşme olsa da manşet rakam dalgalı. Turizm gelirleri ve hizmetler kalemi tampon işlevi görüyor, ama ithalatın kur ve iç talep kaynaklı yüksek seyri yıl toplamını belirliyor. Şimdilik resim şu: Açık sürdürülebilir ölçüde daraldıkça risk primi düşüyor, kur baskısı azalıyor, dezenflasyon programı güçleniyor; tersi olduğunda zincir tersine işliyor. Bu yüzden ihracatta pazar çeşitlenmesi, enerji verimliliği ve yerelleşme adımları kritik. Kısa vadede ise finansman kalitesine odaklanmak şart. 2025 yazındaki veriler, “kötünün iyisi” bir normalleşmeye işaret etse de kalıcı denge için üretim kompozisyonunun daha yüksek teknoloji ve daha düşük ithal girdi payına evrilmesi bir diğer zorunluluk. Resmî istatistikler ve bakanlık sunumları bu dalgalanmayı daha net ortaya koyuyor.
Toparlarsam: Manşet veriler umut veriyor; fakat kur oynaklığı, fiyatlama davranışları ve dış dengenin kırılgan ritmi, yaşadığımız büyümeyi şahlanış olarak nitelendirmek için uygun görünmüyor. Aynı şekilde, yüzde 4,8’lik büyümenin ve tek hanelere yakınsayan işsizliğin olduğu bir tabloda batıyoruz demekte gerçeği ıskalıyor. Şu an iki uç arasında salınan bir ekonomi var: dezenflasyon adım adım ilerliyor, büyüme kalitesi sınanıyor. Politika tarafında ince ayarlar yapmak her zamankinden önemli hale geldi. Sade bir akıl, tutarlı bir faiz politikası, kur istikrarı ve ihracatta nitelik artışı… Bu üçlü bir arada yürütülebilirse, vitrindeki rakamlarla mutfaktaki gerçek arasındaki mesafe de uzun dönemde kapanacak. Bugünkü ekonomik veriler tam da bu geçişin eşiğinde olduğumuzu anlatıyor. Ama en ufak bir yanlışında bizi uçuruma sürükleyeceği bir gerçek…