Her gün gazetelere düşen haberler hepimizin içini sızlatıyor. Gencecik çocuklar, en güvenli hissetmeleri gereken yerlerde bile zorbalığın gölgesinde kalıyor. Gün geçmiyor ki akran zorbalığı yüzünden yeni bir dram yaşanmasın. Son zamanlarda genç ölümlerinin ardında çoğunlukla bu acı gerçek yatıyor.

Eskiden daha sinsi ilerliyordu; kimse farkına bile varmıyordu açılan derin izleri. Şimdiyse fiziksel şiddetle özdeşleştiği için daha fazla gün yüzüne çıkıyor. Oysa zorbalık yalnızca görünen yumruklardan ibaret değil. Görünmeyen; sözcükler, dışlama ve alay ile yapılan zorbalık da kişide kalıcı izler bırakabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı çalışmaya göre de her üç öğrenciden biri okulda en az bir kez akran zorbalığına maruz kalıyor. Bu da aslında bunun bireysel değil; toplumsal bir sorun olduğunu gösteriyor.

Neden Bugün Akran Zorbalığı Gündemde?

Günümüzde ne yazık ki akran zorbalığı, yalnızca basit bir “çocuklar arası anlaşmazlık” değil; hayatları karartan bir mesele haline geldi. Artık önümüze düşen haberler, konunun üzerinde daha fazla durulması gerektiğini gösteriyor. Bir durum, bir çocuğun hayatına mal oluyorsa üzerinde daha fazla konuşulması ve çözüm aranması gerektiğini gösteriyor. Çünkü yaşanan etkenler yalnızca okul sıralarında kalmıyor; toplumun tamamına yansıyor.

Dijital zorbalık kavramı hayatımıza girdiğinden beri baskı artık okulla sınırla kalmadı. Çocuklar 7 gün 24 saat devam eden ve daha fazla yıkıcı bir etkiye sahip zorbalık biçimleri ile karşı karşıya kalıyor. Bu da eskiye kıyasla çok daha ağır bir travma etkisi bırakıyor.

Burada kendimize sormamız gereken kritik bir soru var: Toplum olarak da bu durumu besliyor muyuz?

Farklılıklara karşı ne kadar hoşgörülüyüz?

İzlediklerimiz, takip ettiğimiz sosyal medya içerikleri bizi gitgide daha homojenleşmeye mi zorluyor? Özellikle fiziksel farklılıklar artık çoğu zaman kabul görmüyor. Birçok kişi estetik baskısı altında, görünüşünü değiştirme yoluna gidiyor. Kilo ya da boy, adeta görünmeyen ama “zorunlu standartlara” uymak gereken bir kritermiş gibi dayatılıyor.

Popüler kültür tarafından öne çıkarılan karakterlerin kalıbına uyuyorsanız kabul görüyor, ama o kalıbın dışında kalıyorsanız eksik olarak değerlendiriliyorsunuz. Ne yazık ki sosyal medyanın etkisiyle önyargılar git gide güçleniyor ve bu da zorbalık döngüsünün bir parçası haline geliyor.

Journal of Adolescent Health dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, siber zorbalığa maruz kalan gençlerde intihar düşüncelerinin görülme ihtimali yüzde 23 daha yüksek. Yani bu sorun yalnızca ergenlik dönemiyle sınırlı değil; yaşamı tehdit eden ciddi bir toplumsal probleme de dönüşmüş durumda.

Sosyal Medyanın Zorbalığa Etkisi Var mı?

Sosyal medya ile birlikte hayatımıza giren pek çok yeni kavram ve durum var. Akran zorbalığı da bunlardan biri. Eskiden okul koridorlarında veya mahalle aralarında gördüğümüz geleneksel zorbalık; şimdi her an karşı karşıya kaldığımız bir durum halini aldı.

Siber zorbalık adı verilen bu durum, çok daha fazla kişinin çok daha fazla kişiye uygulayabildiği bir mağduriyet zinciri oluşturuyor. Çünkü dijital ortamda tek bir kişi değil, yüzlerce hatta binlerce kişi aynı anda zorbalığa ortak olabiliyor. Üstelik sahte hesap açabilme imkânı, kişilere yüz yüze söylemeye cesaret edemeyecekleri cümleleri rahatlıkla kurma özgürlüğü veriyor. Böylece gerçek hayatta gizli kalabilecek öfke, kırıcı sözlere ve ağır hakaretlere dönüşüyor.

Artık bu saldırılar sınırlı bir alanda da kalmıyor. Kişi, telefonunu her eline aldığında yeniden karşılaşıyor; yani tehdit ve baskı 7/24 devam ediyor. Bu durum, bireyin yalnızca günlük yaşamını değil, ruh sağlığını da derinden etkiliyor. Uzmanlar dijital ortamda zorbalığa uğrayan gençlerde daha fazla depresyon ve kaygı bozukluğu gözlemliyor.

Hangi Çocuklar Hedef?

Akran zorbalığı her çocuğu etkileyebilir; ancak bazı çocuklar daha görünür oldukları için daha kolay hedef haline gelir. Sosyalleşemeyen, duygularını ifade etmekte zorlanan, iletişim becerileri zayıf olan çocuklar, derslerinde çok başarılı olsalar bile zorbalığa maruz kalabiliyor. Akranlarından farklı olanlar, bu farklılıkları nedeniyle daha fazla dikkat çekiyor.

· Sessiz veya içine kapanık çocuklar hedef olarak görülebiliyor.

· Çok başarılı olanlar gibi başarısız çocuklar da hedef seçilebiliyor.

· Markalı giyinen çocuklar gösteriş yapıyor gibi algılanırken kıyafetine özensiz olanlar alay konusu olabiliyor.

· Telefonu olmayanlarla dalga geçiliyor.

· Çok zayıf olmak, saç renginin farklı oluşu, kilolu olmak, hatta gözlük kullanmak bile dikkat çekiyor.

Burada çocuk psikolojisi bize bir sinyal veriyor: Sorun farklılıklarda değil; farklılıklara gösterilen tepkide. Yani farklılıklara saygı ve empati olmadığını görüyoruz. Hoşgörünün olmadığı böylesi ortamlarda da zorbalık sesini daha da yükseltiyor.

Ergenlik Yılları ve Zorbalığın İzleri

“Güçlü olan zayıfı ezer” anlayışı ile büyüyen bir çocuk, ailede gördüğü şiddeti, aşırı baskıyı ve ilgisizliği başkalarına zorbalık yaparak yansıtabiliyor. İçindeki yetersizlik hissini saklamanın bir yolu olarak başkasının üzerinde güç kurmak istiyor. Ancak bunu yaparken karşı taraf üzerinde bıraktığı izleri göremiyor; onların ruhunda açtığı yaraları fark edemiyor.

Oysa ergenlik yıllarında dışlanma ve alay edilme çok daha derin yaralar bırakıyor. Çünkü bu dönemde bir gruba dâhil olma isteği en üst seviyeye çıkıyor. Hepimiz okul yıllarına döndüğümüzde sınıfın en sessizini, en hareketlisini, en kilolusunu, en zayıfını hatırlarız. Küçük yaşlarda yapılan alay, çocuklar için oyun gibi görünebilir. Ama ergenlik çağında aynı durum, kişiliğin temellerini sarsan ağır bir yük haline gelir.

Ergenlik döneminde zorbalık sadece yüz yüze olmuyor; dijital ortamda da devam ediyor:

· Gerçek sosyal çevresinden dışlanan çocuk, sanal arkadaş gruplarından da dışlanabiliyor.

· Sahte hesaplar aracılığıyla hakaret ve baskıya maruz kalabiliyor.

· Fotoğraf ve videolar montajlanarak alay ve tehdit konusu haline getirilebiliyor.

· Utanç verici söylentiler ve dedikodular ile itibar zedelenebiliyor.

Ebeveyn Desteği En Güçlü Çözüm

Bugün zorbalık hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Ama çocuklar için süreç çok yıpratıcı oluyor. Henüz ergenlik döneminde kendini yeni yeni keşfeden ve akranları tarafından kabul görmek isteyen çocuklar için ebeveyn desteği büyük önem taşıyor.

Çocuğun anlattıklarını küçümsememek, “Boş ver!” dememek çok önemli. Onu dinlemek, duygularını ciddiye almak zorbalığın etkilerini hafifletmenin en etkili yollarından biri. Ayrıca çocuklara duygularını ifade etme ve sorun çözme becerilerini kazandırmak, özgüvenlerini artırıyor ve olası zorbalık durumlarına karşı onları güçlendiriyor.

Okullarda da farkındalık çalışmalarının yapılması gerekiyor. Öğretmen rolü de çok önemli. Zorbalığı ark eden öğretmen, anında müdahale etmeli. Çünkü sessizlik, zorbalığı daha da büyütüyor. Okul-anne-baba üçgeni çocuk için güvenli bir alan oluşturuyor. Çocuk bu üçgende kendini rahat ifade edebilirse ortaya güçlü çözümler çıkabilir.

Bir çocuk yalnızca alay edilen taraf değil; bazen de farkında olmadan zorbalığı yapan taraf olabilir. Önemli olan çocuklara doğruyu göstermek, empatiyi öğretmek ve onların güvenli bir ortamda büyümesini sağlamak.