Hayatta bazen her şey birkaç saniye içinde değişebilir. Bazen bir yağmur damlası sele dönüşür, bazen yerin derinlerinden gelen ani bir sarsıntı her şeyi değiştirebilir. İster deprem ister sel ister yangın olsun bu gibi büyük afetler insanın içini de yerinden oynatır. Bu tür büyük olaylardan sadece çocuklar değil, yetişkinler de derinden etkilenir.

Çocuklar korkularını ağlayarak ya da davranışlarıyla ifade edebilirken, biz yetişkinler çoğu zaman ‘Korktum’ bile diyemeyiz. Hatta yetişkinliğin yanına anne-babalık eklenmişse güçlü görünme çabası daha da artar. Çünkü anne-baba olmanın ağırlığı tam o anda daha net belirir. Böylesi büyük hadiselerde yetişkin olmak ne anlama gelir? Anne-baba olarak çocukların yanında duygular nasıl yönetilir?

Yetişkinler Her Şeyi Kontrol Edebilir Mi?

Günler birbirini aynı seyir içinde kovalarken her şey yolunda gibidir. Sabah aynı saatte kalkar, aynı saatte işe başlar ve aynı saatlerde eve dönerek günü tamamlarız. Sahip olduğumuz her şeyin kalıcı olduğunu zannederek yaşarız. Oysa hepimiz bu dünyada emanetçiyiz. Bir anlık bir sarsıntı her şeyi alt üst edebilecek güce sahiptir.

İstanbul’da yaşadığımız deprem bir kez daha hiçbir şeyin bizim elimizde olmadığını hatırlattı. Bir nefesin, bir tebessümün kıymetini tekrar hatırladık. Hayatın bir gün bitebileceği gerçeğiyle yüz yüze gelmek kaygılandırsa da aynı zamanda dönüştürücü bir etkiye sahiptir. Yaşama olan bakışımızı değiştirir. Her şeyin, bir anlık değişimle yok olabileceği gerçeği, var oluş amacımızı sorgulatır.

Büyük afet anlarında yetişkin olarak bizler de sarsılırız, korkarız, panikleriz. Çünkü otomatik olarak hayatta kalmamızı sağlayacak olan tepkiler devreye girer. Kiminde korku, kiminde çaresizlik kiminde ise donakalma kendisini gösterebilir. Bu duyguları anlayanlar, duygularını bastırmadan kendileriyle yüzleşebiliyor.

Çocuklarla Aynı Anda Korku Yaşamak

Korku, insanın hayatta kalmasını sağlayan temel duygulardan biridir. Bir tehdit hissettiğimizde tehlikeye karşı bizi koruyan tepkilerin hazırlanmasını sağlar. Mesela korkuyla beraber deprem anında hemen sığınmak isteriz, çocuklarımızı korumaya çalışırız. Çünkü bu duygu, hayatta kalma çabamızı harekete geçirir.

Herhangi bir afet yaşamasak bile şahit olduğumuz görüntüler veya benzeri olaylar, bizi hazırlıklı olmaya teşvik eder. Bu sayede tedbir almak için gayret ederiz. Herhangi bir afet yaşanmadan tatbikatların yapılması, deprem çantası hazırlamak bu duygunun sonucudur.

Yalnız özellikle doğal afetlerde ani gelişen hadiselerle insan çok yoğun duygular hisseder. Bu yoğun korku bazen travma sonrası stres bozukluğu gibi etkiler bırakabilir. Özellikle benim gibi 99 depremini yaşayan veya 6 Şubat’ı unutamayanlar için yaşanan yeni bir deprem, eski yaraları yeniden açabilir. Gerekiyorsa bu durumda destek almak önemlidir.

Biz yetişkinler, küçüklükten itibaren bazı duyguların zayıflık olduğunu düşünerek büyümüş olabiliriz. Oysa bu beklenti gerçek dışıdır. Çünkü yetişkinler de korkar ve panikler. Özellikle büyük afet anlarında, ani gelişen depreme karşı hayatta kalma tepkisinin olması, yaradılış gereğidir.

Biz yetişkinler de tıpkı çocuklarımızın hissettiği gibi korkabiliriz. Çaresizlik hissederiz. Dona kalabiliriz. Ama anne-baba olmanın en zor anı da işte burada ortaya çıkar. Çünkü aynı korku içindeyken çocuğunun da korku dolu gözlerle sana baktığını görürsün. Hem çocukları korumak hissi hem de bu ortak duyguyla yüzleşmek aynı anda gerçekleşir.

Tam o anda “Korkma!” demek de yeterli olmaz. Çünkü aynı korkunun içinde size sığınırken aslında o da sizin ne hissettiğinizi hissediyor. Çocuklar da ne olduğunu anlamak istiyor. Onlara yardımcı olabilmek için kendi hislerimizi fark etmemiz önemlidir.

Güçlü Olmaya Çalışmak Rol Yapmak Mıdır?

Aslında anne-baba olduğumuzda her durumda çocuklarımızı korumak için elimizden geleni yaparız. Kendi hüzünlü anlarımızı saklamaya çalışır, bizi üzüntülü görmelerini arzu etmeyiz. Ama çocuklar düşündüğümüzden daha iyi hissederler. Biz duygularımızı kelimelere dökmesek bile onlar yüz ifademizden, sesimizin tonundan, bedenimizin duruşundan aslında ne durumda olduğumuzu anlarlar.

Güçlü bir ebeveyn olmak, duygularımızı hiçe saymak değildir. Hissettiğimiz duyguyu yönetmeye çalışmaktır. Sakin görünmek için rol yapmak değil, ama hissettiğiniz o ortak duyguyla beraber yüzleşebilmektir.

“Evet, ben de korktum, ama şimdi güvendeyiz.”

“Zor anlar yaşadık, panikledik, ama şu an beraber, iyiyiz.”

Bu duyguyu kabul eden ifadeler, “Korkma!” demekten daha teskin edicidir.

Çocuklar özellikle afet durumlarında ne olduğunu anlamaya çalışırken anne-babalarının tepkilerine bakarak karar verir.

Güvenli Bilgi Vererek İletişim Kurmak Kolay Mı?

Çocukların da kafası karışır. Bir şey yaşandığında ne olduğunu bilip anlamak isterler. Belirsizlikler bizi endişelendirdiği gibi onları da kaygılandırır. O yüzden çocukların yaşına göre bilgi vermek onların da kendisini güvende hissetmesini sağlar.

“Deprem oldu, yer sallandı. Evimiz etkilendi. Dolapların kapağı açıldı. Tabaklar düştü. Deprem anlarında bunlar olabilir.”

“Büyük sarsıntılar sonrasında artçılar olabilir. Uzmanlar bunların normal olduğunu söylüyor. Evimiz güvenli. Daha önce tetkikler yapıldı.”

“Bulunduğumuz yer şu an güvenli. Güvendeyiz.”

Gerçeği olduğu gibi ama panik havası içinde değil, güven vererek konuşmak çocukları rahatlatacaktır. Çünkü deprem veya başka bir afetten sonra yaşanan korkunun etkisi hemen geçmeyebilir.

·         Bazı çocuklar uykuya dalmakta zorluk çekebilir.

·         Sese karşı daha fazla hassasiyet artabilir.

·         Anne-babanın yanından ayrılmak istemeyebilir.

·         “Yine mi sallandık?” hissi oluşabilir.

Tam bu noktada onların kaygısına kulak vermek ve duygularını dışa vurmalarına yardımcı olmak kıymetli bir adımdır. Küçük yaştaki çocuklar, duygularını oyun oynayarak hem daha kolay ifade eder hem de bu sayede rahatlar. Büyük yaştaki çocuklar içinse açık iletişim rahatlatıcı olacaktır.

Çocuklara Yardım Edebilmek için Önce Kendinizi Tanıyın!

Güçlü olmak, duygusuz olmak anlamına gelmez. Hem de çocuklar için en iyi model, kusursuzluk değildir; gerçekliktir. Yaşadığımız anla nasıl başa çıktığımızı gözlemlemeleri, çocuklar için en etkili öğrenme biçimidir.

Bunu yapabilmek için de kendi duygularımızı iyi tanımamız ve ruhsal sağlığımızı ihmal etmememiz gerekir. Duygularımızı bastırdıkça değil, sağalttıkça rahatlarız. Çünkü fiziksel hasar gözle görülebilir, ama duygusal hasar konuşulmadıkça içte büyür. Kendimize nasıl alan açabiliriz?

·         Korktuk mu? Evet, duygumuzu kabul edelim.

·         Üzüldük mü? Evet, o zaman ağlayabiliriz.

·         Desteğe ihtiyaç hissediyor muyuz? Cevap evetse yardım alalım.

Çocukken duygularımızı bastırmayı öğrendiysek ebeveynlikte bunlarla yüzleşmek kolay olmaz. Duyguları bastırmak evet bir süreliğine işe yarıyor. Ama ne yazık ki bastırdığımız her duygu başka biçimde dışarıya yansıyor: gerginlik, öfke, sabırsızlık…

Duygusal dayanıklılık da geliştirilir. Bu da öğrenilir. O yüzden kendimize soralım:

“Ben korkup kaygılandığımda ne yapıyorum?”

“Zorlandığım anların nasıl üstesinden geliyorum?”

“Kaygılarımı yönetebiliyor muyum?”

Kendimizi keşfettikçe çocuklarımızın iç dünyasına da katkımız daha sağlıklı olur. O zaman istediğimiz gibi bir rol model oluruz.

Evet, deprem gibi büyük afetler; bizi en savunmasız halimizle yakalar. Tam o anda ister çocuk olalım ister yetişkin aslında aradığımız şey güvendir. O yüzden bu anlarda en hatırladığımız şey, kimin elini tuttuğumuz, kime sarıldığımızdır. Çocuklar için biz yanlarındaysak onlar için yeterli olabilir. Peki, biz böylesi anlarda yetişkin olarak neye sarılıyoruz?