Eylül geldi. Sabah ayazı kendini hissettirmeye başladı. Akşamlar daha serin. Günler kısalıyor, hava daha çabuk kararıyor. Ağaçların yaprakları sararıyor. Bazıları çoktan toprağa düştü bile. Yazın telaşı yerini yavaş yavaş bambaşka bir düzene bırakıyor.
Bütün bu değişimler her birimizde başka hisler uyandırıyor. Kimimiz için bu mevsim huzurlu bir dinginlik getirirken, kimimizde daha içe kapanık, daha melankolik bir ruh hâline sebep oluyor. İlkbaharın yumuşak rehavetinin aksine, sonbahar biraz başlangıcı biraz da vedayı hatırlatıyor.
Peki, gerçekten de bu mevsim bize hüzün mü veriyor? Depresyon mu çağrıştırıyor? Yoksa kâinatta gözlemlediğimiz bu büyük değişim, aslında bize çok daha derin şeyler mi söylüyor?
Mevsimler Ruh Hâlimizi Nasıl Etkiliyor?
Mevsimler değiştikçe insanın iç ritmi de değişiyor. Doğanın temposu, aslında bizim de tempomuzu belirliyor. Bilim insanları senelerdir bu konu üzerinde çalışmalar yapıyor.
Gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudumuzda mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin düşüyor. Buna karşılık, uyku hormonu olan melatonin artıyor. Yani bu aylarda biraz daha uykuya meyilli olmamızın aslında bilimsel bir sebebi var.
Değişen uyku düzeni kimi zaman yorgunluğa, kimi zaman da motivasyon kaybına yol açıyor. İşte bu yüzden sonbahar yorgunluğu dediğimiz hâli daha çok hissediyoruz. Eylül ve Ekim aylarında biyolojik ritmi düzenleyen hormonlar farklı çalışmaya başlıyor. Bundan dolayı da kendimizi biraz daha halsiz, biraz daha yorgun hatta keyifsiz hissedebiliyoruz. Modern psikoloji, mevsimsel depresyonu tam da bu biyolojik değişimlerle açıklıyor.
Sonbahar Depresyonu Nasıl Görülür?
Psikoloji literatüründe mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak adlandırılan bu hal, özellikle kuzey ülkelerinde daha sık görülüyor. Çünkü bu bölgelerde gün ışığı kış aylarında çok daha kısa sürüyor; hatta bazı yerlerde haftalarca güneş yüzünü göstermiyor. Güneş ışığının azlığı, hormon dengesini ve ruh halini belirgin şekilde etkiliyor.
Ülkemizde de ruh hallerinde dalgalanmalar gözlemleniyor. Bazen günlük hayatı etkileyebilecek boyuta ulaşsa da çoğu zaman doğal bir süreç olarak kabul ediliyor. Araştırmalar bu durumdan insanların yaklaşık yüzde 10’nun etkilendiğini ifade ediyor. En sık rastlanan belirtileri şu sorularla bulmak mümkün:
· Sürekli kendini yorgun hissediyor musun?
· Sabahları uyanırken zorlanıyor musun?
· Enerji kaybı yaşıyor musun?
· İşe veya okula gitmekte isteksiz misin?
· Daha fazla tatlı yeme isteği var mı?
· Biraz daha fazla kaygılı mısın?
· Daha mı melankoliksin?
Eğer bunların birkaçını kendinizde fark ediyorsanız, bilin ki yalnız değilsiniz.
5 Küçük Adımla Sonbaharın Etkilerini Hafifletelim!
Sonbaharın getirdiği yorgunluk ya da melankolik ruh hâli kalıcı değil. Uzmanlara göre birkaç küçük alışkanlıkla bu dönemi daha rahat geçirmek mümkün. İşte size iyi gelecek beş öneri:
· Güneş ışığı almayı ihmal etmeyin. Gün içinde birkaç dakika bile olsa güneş görmek, D vitamini sayesinde ruh halini olumlu etkiliyor.
· Rutinlerinize dikkat edin. Uyku ve beslenme düzeni oluşturun. Erken yatıp erken kalkmanın ruh hali üzerinde olumlu etkileri var.
· Egzersiz yapın. 20 dakikalık kısa bir egzersiz serotonin seviyesini yükseltir. Benim en çok işe yaradığını düşündüğüm şeylerden biri, düzenli yürüyüş. Yalnızca bedeni değil, zihni de ferahlatıyor.
· Sosyalleşmeye özen gösterin. Arkadaşlar buluşmak, muhabbet etmek insana iyi geliyor. Moral veriyor. Sonbahar etkisiyle tetiklenen içe kapanmaya engel oluyor.
· Kendinize zaman ayırın. Yeni hedefler belirleyin. Yazın hareketli tatil günleri geride kaldı. Bir hobi edinmek için ideal günler. Daha fazla kitap okuyabilir, müzik dinleyebilir, örgü örebilir, dikiş dikebilir, resim yapabilirsiniz. Bunlar ruha iyi gelen alışkanlıklardır.
Sonbahar Melankolisi ile Nasıl Baş Edilir?
Sonbaharda sadece bedenimiz değil, ruhumuz da etkileniyor. Çünkü insan sadece bedenden ibaret bir varlık değil. Ruhu, kalbi, duyguları, hayalleri var. Sonbaharda yaprakların dökülmesi, toprağa karışması, dalların kupkuru kalması bize hüznü çağrıştırıyor.
Belki de bu yüzden sonbaharda yürüyüş yaparken içimizden daha fazla düşünce geçiyor. Yaprak sesleri arasında hayatın geçiciliğini daha derinden hissediyoruz. İlkbaharın gelişiyle kâinat canlanırken hissettiğimiz o yeniden diriliş coşkusu şimdi yaprakların düşüşüyle sonbahar melankolisi hissettiriyor.
O her bir yaprağın düşüşü, bize dünya hayatının da geçici olduğunu hatırlatıyor. O yapraklar toprağa karıştıkça bir son var gibi hissettiriyor. Ama sonbahar ve kış mevsimleri geçtikten sonra yeniden dalların yeşereceğini bilmek, ağaçlarda çiçeklerin açacağını, meyvelerin olacağını bilmek bizi rahatlatıyor. Çünkü tabiatın bu ölüm halinin geçici olduğunu biliyoruz. Yaşımız kadar mevsim gözlemliyoruz. Bu yok oluş değil, yeniden doğuma kadar doğanın hazırlanış süreci.
Nasıl ki her geceden sonra doğan güneşle güne kavuşacağımızı biliyoruz her sonbahardan sonra da kâinatın yeniden yeşereceğini biliyoruz. Bu geçişin ardındaki hikmetleri düşünmek insana güç veriyor. Düşen her yaprakla birlikte hayatın anlamı yeniden sorgulanıyor. Bu sorgulama bazen hüzün getirse de sonunda şükür ve ümit duygularıyla birleşiyor. Böylece ruh daha da güçleniyor.
Kâinattaki renklerin değiştiğini görmek, bundan ibret almak kalp için manevi bir gıda oluyor. Belki de sonbahar depresyonu diye adlandırdığımız bu ruh hali aslında bize yeniden başlamayı hatırlatıyor. Kabullenmeyi, bırakmayı; yani içsel bir yenilenmeyi öğretiyor. Çünkü doğa yeni bir bahara hazırlanırken bizim de ruhumuz hazırlanıyor. Peki, biz neye hazırlanıyoruz?
Kollektif Başlangıç: Okullar Açılıyor
Eylül sadece mevsimsel bir değişimi temsil etmiyor. Hayatın içinde de büyük bir değişim yaşanıyor. Yapraklar dökülüyor, günler kısalıyor; tıpkı doğada olduğu gibi, toplum içinde de bir hazırlık ve yeniden başlama havası hissediliyor. Okullar açılıyor, iş temposu artıyor. Toplum içinde bambaşka bir hareketlilik oluşmaya başlıyor. Çocuklar için hazırlık yapılıyor. Ailelerde bambaşka bir telaş gözleniyor.
Yeni sınıfla birlikte yeni bir yılın planı yapılıyor. Yeni sorumluluklar gözden geçiriliyor. Yeni kıyafetler alınıyor. Belki çantalar yenileniyor. Defterler seçiliyor. Küçük kalplerde bambaşka bir heyecan beliriyor. Arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuşma isteği ile okulların bir an önce açılması isteniyor.
Kâinatta değişen bu döngü, aslında bizi de dönüştürüyor. Bu dönüşümün parçası olduğunu kabul edenler, mevsimin bize fısıltısını daha rahat duyuyor: Her bitiş, yeni bir başlangıcın kapısını açar; her sonbaharın yepyeni bir başka bahara hazırlık yapması gibi.