İçine doğduğumuz ev, aile kavramını öğrendiğimiz ilk yerdir. Burada hayata dair temel değerleri, alışkanlıkları ve davranış biçimlerini öğreniriz. Kişiliğimiz, karakterimiz bu ortamda şekillenir. Ancak aynı evin içinde yaşamak, her zaman gerçek bir birliktelik anlamına gelmeyebilir.

Bir evi yuva yapan, o evdeki paylaşım, dayanışma ve en önemlisi aile içi işbirliği diyebiliriz. Çünkü ev birlikte paylaştığımız anlarla güzelleşir. Beraber sofrayı hazırlarken eve yayılan neşe, evi birlikte toplarken işlerin kolayca bitmesi veyahut bir karar alınacakken çocuklara da söz hakkı verilmesi. İşte bütün bunlar, ev içindeki değerli pratiklerdir.

Çocukların yaptığı bu katkılar aslında onlar için birer hayat provası gibidir. Küçük gibi görünen bu adımlar, ileride karşılaşacakları sorumlulukların temelini atar; adeta büyük bir eğitim görevi görür.

Mademki aile içi işbirliği bu kadar önemli; peki biz evlerimizde ona gereken önemi veriyor muyuz? Günlük yaşamımıza bu kültürü yeterince katabiliyor muyuz?

Çocuklara Aile İçi İşbirliği Kazandırmak İçin Çabalıyor muyuz?

Geçenlerde önüme bir video düştü. Yeni evlenmiş bir genç kadın, ev işlerinin beklediğinden çok daha zor olduğunu anlatıyordu. Düzeni sağlayamayacağını düşünüyor, bu yüzden de stresli ve kaygılı görünüyordu. Dakikalar sonra eğitimle ilgili bir araştırma yaparken Çin’de yaşayan çocukların ev ve okul rutini ile ilgili bir video çıktı önüme.

· Henüz 2 yaşındaki bir çocuk, yatağını topluyor.

· Üstünü değiştirip kaldırıyor.

· Kendi kahvaltısını hazırlıyor.

· Kahvaltı tabağını yıkayıp kaldırıyor.

Bu, sadece sabah rutininden küçük bir kesitti. Peki, biz ne yapıyoruz? Çocuğumuz küçük olduğu için çoğu şeyi onun yerine yapıyoruz. Bu alışkanlık yıllar içinde de devam ediyor. Özellikle LGS ve YKS gibi dönemlerde acil durum ilan edip çocuk yerine her işi biz üstleniyoruz. Çünkü çok yoğun ders çalıştığını düşünüyor ve böylece ona destek olduğumuzu sanıyoruz. Peki, gerçekten doğru mu yapıyoruz?

Nörobilim alanındaki araştırmalar gösteriyor ki zihin, sadece akademik bilgiye yoğunlaşarak değil; günlük rutinlerle, küçük fiziksel aktivitelerle ve düzenli sorumluluklarla gelişiyor. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmada, ev işlerine katılan çocukların sadece özgüvenlerinin değil, aynı zamanda sorumluluk bilinci ve problem çözme becerilerinin de arttığı görülüyor.

Psikolojide de benzer bir yaklaşım var. Eğer tüm zaman ders çalışmaya ayırılırsa başka aktiviteler yapılmazsa zihinsel yorgunluk kaçınılmaz olur. Oysa yatağını toplamak, sofrayı hazırlamak ya da kısa bir yürüyüş bile beynin farklı bölgelerini çalıştırır, zihinsel esneklik kazandırır. En azından yatağını toplamak, sofrayı kurmak hatta kısa yürüyüşler beynin farklı bölgelerini çalıştırır.

Stanford Üniversitesi’nin yayımladığı bir çalışmada, günlük basit sorumlulukları olan gençlerin ders başarısının daha yüksek, stres seviyelerinin ise daha düşük olduğu gösterildi. Düzenli olarak yapılan küçük ev işleri, öğrencinin kendi çalışma rutinini de daha planlı hale getiriyor.

Biz çocukların tüm yükünü hafifletmek için her şeyi üzerimize aldığımızda, kısa vadede rahatladıklarını sansak da uzun vadede onların hem disiplin kazanma hem de stresle başa çıkma becerilerini ellerinden alıyoruz. Oysaki küçük yaşta kazanılan düzen alışkanlıkları, hayat boyu devam eden bir disipline dönüşüyor. Küçük rutinlerin fark etmediğimiz büyük faydaları var:

· 10 dakika ayırarak oda toplamak, zihinde bir tamamlanmış hissi oluşturuyor. Bu his, dopamin salgısını artırıyor. Bu, ders çalışmaya olan motiveyi de arttırıyor.

· Kendi kahvaltısını hazırlayan bir çocuk, aynı zamanda karar verme becerisini de geliştiriyor. Çünkü günün en zor sorularından ve cevaplarından biri ne yiyeceğine karar vermek. “Ne yiyeceğim, nasıl hazırlayacağım?” derken bu, zihne esneklik katıyor.

· Sofrayı kurup kaldırmak, hatta bulaşıkları yıkamak basit gibi görünse de çoğu gencin üşendiği ama çocuklara sorumluluk katan bir iştir. Çünkü bu işleri yaparken dikkat, planlama aynı anda gelişiyor.

· Ev içindeki hareketli işler mesela çöp atmak, odayı havalandırmak beynin kan akışını artırrıp odaklanmayı kolaylaştırıyor.

Demek ki biz ev işlerini üstlendiğimizde, aslında ders başarısına katkı sağlamıyoruz. Aksine uzun vadede şu olumsuz sonuçları doğuruyoruz:

· Sorumluluk bilinci azalıyor.

· Düzeni devamlı dışarıdan bekliyor.

· Stresle başa çıkmakta zorlanıyor.

Evde İşbirliği Kültürü Oluşturmak Zor mu?

Ailede işbirliği kültürü kendiliğinden ortaya çıkmaz. Anne-babanın tavrı, evde çocuklara sunulan fırsatlar, evdeki düzen her şeyin belirleyicisidir. Küçük yaşlardan itibaren çocukların sürece katılması bu kültürün kendiliğinden yerleşmesini sağlar. Ama hiçbir zaman geç değil. Her şey küçük adımlarla inşa edilebilir. Bunun için çocukların evdeki sürece dâhil olması çok önemlidir.

· Çocuklara sorumluluk vermek, onların kendilerini değerli hissetmesini sağlar.

· Çocuğun yaşına uygun görevler vermek, süreci kolaylaştırır.

· Günlük rutinleri beraber organize etmek, rutinlere uyuma yardımcı olur.

· Ortak hedefler koyarak hareket etmek, becerileri geliştirir.

Zamanla birlikte yapılan görevler, alışkanlığa dönüşür. Çocuğun eli yatkınlaşır. Pratiği artar. Zamanı kullanmayı öğrenir. Başta sanki anne-babasına yardım ediyor, ev düzenine katkı sunuyor gibi görünür ama asıl katkıyı kendisine yapmış olur. Böylece kimliği inşa edilirken kazandığı beceriler hayatın tamamına yayılan bir değerler bütünü oluşturur.

Aile İçi İşbirliği ile Çocukların Kazandığı 5 Beceri

Evde iş yapmayı öğrenen bir çocuk ileride hem okulda hem kendi kurduğu ev düzeninde hem de iş hayatında daha uyumlu olur. Evde edindiği deneyimler sayesinde hayat boyu sürecek alışkanlıklar kazanır. Gerek sosyal gerekse şahsi hayatında güçlü beceriler kazanır. Nedir bunlar?

· Kendisinden başkasının ihtiyacını fark edip hareket etmeyi öğrenir. Çocuklarımıza en fazla kazandırmayı istediğimiz değerlerden biri de bu aslında: empati.

· Ailenin ortak ihtiyaçlarına göre hareket eder. Bu ihtiyaçları bilir ve gözlemler. Şimdilerde en fazla şikâyet ettiğimiz konuların başında çocukların sadece kendi isteklerini öncelemeleri geliyor. İşte evdeki paylaşım kültürü bunu azaltıyor.

· Yaşına göre oyuncak toplamak olur, kirlilerini kirli sepetine atmak olur, ödevlerini zamanında yapmak olur, bunlar ve benzer davranışlar sorumluluk bilinci kazandırır.

· Küçük görevleri başarabilmek, kişide “Ben başarabiliyorum” duygusunu oluşturur ve pekiştirir.

Araştırmalar da gösteriyor ki ailede işbirliği yaparak büyüyen çocuklar, ileriki yaşamlarında daha uyumlu ve üretken bireyler oluyor. Yani evde kurulan düzen, geleceği şekillendiriyor.

Aile İçi İşbirliği Günlük Yaşamda Nasıl Kazanılır?

Elbette bir günde mucize beklememek gerekiyor. İşbirliği günlük hayatın içine adım adım katılmalı. Öncelikli olarak “Çocuk yorulmasın, ben yaparım” düşüncesinden arınmak gerekiyor. Çünkü bu iyi niyetli de olsa çocuk gelişimi açısından olumsuz neticeler veriyor.

Ailede paylaşım ortamını oluşturmak aslında zor değil. Hatta aileye de huzur veriyor. Küçük rutinlerle başlayan bu yolculuk hem bireysel gelişimi hem de aile bütünlüğünü destekliyor.

· Yaşa uygun görevler verilebilir. Mesela 3 yaşındaki bir çocuk oyuncaklarını toplar, 7 yaşındaki bir çocuk sofra kurar, 12 yaşındaki bir çocuk çamaşır asabilir.

· Mükemmel olmasını beklemeyin. Çocuk bir iş yaparken sizinki gibi olmayabilir, bunu dillendirmeyin. Önemli olan ilk önce sorumluluğu yerine getirmesidir.

· Ev işleri konusunda sadece çocuklara değil, tüm aileye sorumluluk verin. Ancak bu şekilde işbirliği kültürü oluşur.

· Takdir etmek önemli. Teşvikler yapılan işe motivasyonu artırır.

· Sınav zamanı bile olsa sorumluluk almaya devam etsin. Ancak böyle zihinsel dengeyi koruyabilir. Bu da hayatında denge oluşturmasına yardımcı olur.

Küçük adımlar, düzenli tekrarlarla birleştiğinde, aile içi işbirliği hem çocuklar hem de yetişkinler için doğal ve keyifli bir hale gelir.